

Ticari sözleşmeler, ticari iş ve işlemler kapsamında akdedilen ve tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenleyen sözleşmelerdir. Bir sözleşmenin ticari nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde ise Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) yer alan ticari iş ve tacirin borçlarına ilişkin düzenlemeler dikkate alınmaktadır. Cezai şart ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) kapsamında düzenlenmekte olup sözleşmeden doğan bir borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde borçlunun alacaklıya karşı yerine getirmeyi önceden üstlendiği edimdir. Ticari iş ve ilişkiler kapsamında cezai şart hükümleri değerlendirilirken TBK hükümlerinin yanı sıra TTK’nın ticari işlere özgü hükümlerinin de dikkate alınması gerekmektedir.
Ticari sözleşmelerde taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca cezai şartın miktarını ve hangi yükümlülüklerin ihlali hâlinde uygulanacağını belirleyebilirler. Sözleşmenin türünden bağımsız olarak cezai şartın temel amacı, edim yükümlüsünü sözleşmeye uygun davranmaya teşvik etmek ve sözleşmeden doğan edimlerin ifasını güvence altına almaktır.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu m. 180 “Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir” uyarınca alacaklı, herhangi bir zarara uğramamış olsa dahi kararlaştırılan cezai şartın ifasını talep edebilmektedir. Bu düzenleme, cezai şartın talep edilebilmesi için alacaklının somut bir zararı ve bu zararın miktarını ispat etme zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır.
Ticari Sözleşmelerde Cezai Şartın Türleri
Türk Borçlar Kanunu m. 179 ile cezai şartın türlerine yer verilmiş olup ticari sözleşmelerde taraflar sözleşme konusuna, edimin türüne veyahut işin doğasına göre diledikleri cezai şart hükmüne sözleşmede yer verebilmektedir.
Ticari Sözleşmelerde Cezai Şart ile Zarar Arasındaki İlişki
Her ne kadar cezai şartın temel amacı, tarafları sözleşmeye uygun davranmaya teşvik etmek ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ifasını güvence altına almak olsa da cezai şartın bir diğer önemli özelliği, cezai şarta bağlanan sözleşmeye aykırı davranışın gerçekleşmesi hâlinde, cezai şartın talep edilebilmesi için somut bir zararın meydana gelmesinin aranmamasıdır.
Bununla birlikte, sözleşmeye aykırı davranışın gerçekleşmesi nedeniyle ortaya çıkan zararın cezai şart tutarından daha yüksek olması da mümkün olup alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan cezai şartı aşıyor ise de alacaklı, borçlunun kusurlu olduğunu ispat etmek koşuluyla cezai şartı aşan zararının da tazminini talep edebilir.
Ticari Sözleşmelerde Tenkis (İndirim) Yasağı
Cezai şartın miktarının belirlenmesinde temel kural sözleşme serbestisi olmakla beraber TBK m. 182/3 “Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” uyarınca hâkim, aşırı gördüğü cezai şartı kendiliğinden indirebilme inisiyatifine sahiptir.
Ancak tacirler bakımından bu kuralın önemli bir istisnası bulunmaktadır. Keza TTK m. 22 uyarınca edimi borçlu yani cezai şart hükmünün gerçekleşmesine sebep olan taraf tacir sıfatını haiz ise öngörülen hâllerde aşırı cezai şart kararlaştırıldığı gerekçesiyle sözleşme cezasının indirilmesini talep edemez.
Bu düzenlemenin temelinde, tacirin ticari faaliyetlerini basiretli bir iş insanı gibi yürütme yükümlülüğü ve üstlendiği ticari riskleri öngörebilecek durumda olduğu kabulü bulunmaktadır. Bununla birlikte bu kural mutlak nitelikte olmayıp Yargıtay ve sair içtihatlarda, cezai şartın tacirin ekonomik varlığını ciddi biçimde tehlikeye düşürecek, ekonomik mahvına neden olacak veya ekonomik özgürlüğünü kabul edilemez ölçüde sınırlandıracak nitelikte olması hâlinde, cezai şartın tacirin ekonomik varlığı üzerindeki etkisinin somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sonuç
Cezai şart, ticari sözleşmeler bakımından yalnızca sözleşme ihlaline bağlanan bir yaptırım olmayıp aynı zamanda tarafları sözleşmeden doğan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmeye teşvik eden ve sözleşmesel risklerin önceden belirlenmesine imkân sağlayan önemli bir hukuki araçtır. Bununla birlikte, cezai şarttan beklenen hukuki korumanın sağlanabilmesi, ilgili hükmün sözleşmenin niteliğine ve tarafların iradesine uygun şekilde açık ve öngörülebilir olarak düzenlenmesine bağlıdır.
Özellikle tacirler arasında akdedilen sözleşmelerde sıklıkla başvurulan cezai şart hükümleri, sözleşmeden doğan edimlerin gereği gibi ifasını güvence altına alırken, olası sözleşme ihlallerinin sonuçlarının taraflarca önceden öngörülebilmesine de imkân sağlamaktadır. Bu nedenle, cezai şartın yalnızca miktarının belirlenmesiyle yetinilmemeli; hangi sözleşme ihlallerinde uygulanacağı, asıl edim ve tazminat talepleriyle ilişkisi, talep edilebilirlik koşulları ve sözleşmenin sona ermesi hâlindeki akıbeti de açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmelidir.
Ticari sözleşmeler, ticari iş ve işlemler kapsamında akdedilen ve tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini düzenleyen sözleşmelerdir. Bir sözleşmenin ticari nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde ise Türk Ticaret Kanunu’nda (“TTK”) yer alan ticari iş ve tacirin borçlarına ilişkin düzenlemeler dikkate alınmaktadır. Cezai şart ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) kapsamında düzenlenmekte olup sözleşmeden doğan bir borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde borçlunun alacaklıya karşı yerine getirmeyi önceden üstlendiği edimdir. Ticari iş ve ilişkiler kapsamında cezai şart hükümleri değerlendirilirken TBK hükümlerinin yanı sıra TTK’nın ticari işlere özgü hükümlerinin de dikkate alınması gerekmektedir.
Ticari sözleşmelerde taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca cezai şartın miktarını ve hangi yükümlülüklerin ihlali hâlinde uygulanacağını belirleyebilirler. Sözleşmenin türünden bağımsız olarak cezai şartın temel amacı, edim yükümlüsünü sözleşmeye uygun davranmaya teşvik etmek ve sözleşmeden doğan edimlerin ifasını güvence altına almaktır.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu m. 180 “Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir” uyarınca alacaklı, herhangi bir zarara uğramamış olsa dahi kararlaştırılan cezai şartın ifasını talep edebilmektedir. Bu düzenleme, cezai şartın talep edilebilmesi için alacaklının somut bir zararı ve bu zararın miktarını ispat etme zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır.
Ticari Sözleşmelerde Cezai Şartın Türleri
Türk Borçlar Kanunu m. 179 ile cezai şartın türlerine yer verilmiş olup ticari sözleşmelerde taraflar sözleşme konusuna, edimin türüne veyahut işin doğasına göre diledikleri cezai şart hükmüne sözleşmede yer verebilmektedir.
Ticari Sözleşmelerde Cezai Şart ile Zarar Arasındaki İlişki
Her ne kadar cezai şartın temel amacı, tarafları sözleşmeye uygun davranmaya teşvik etmek ve sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ifasını güvence altına almak olsa da cezai şartın bir diğer önemli özelliği, cezai şarta bağlanan sözleşmeye aykırı davranışın gerçekleşmesi hâlinde, cezai şartın talep edilebilmesi için somut bir zararın meydana gelmesinin aranmamasıdır.
Bununla birlikte, sözleşmeye aykırı davranışın gerçekleşmesi nedeniyle ortaya çıkan zararın cezai şart tutarından daha yüksek olması da mümkün olup alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan cezai şartı aşıyor ise de alacaklı, borçlunun kusurlu olduğunu ispat etmek koşuluyla cezai şartı aşan zararının da tazminini talep edebilir.
Ticari Sözleşmelerde Tenkis (İndirim) Yasağı
Cezai şartın miktarının belirlenmesinde temel kural sözleşme serbestisi olmakla beraber TBK m. 182/3 “Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” uyarınca hâkim, aşırı gördüğü cezai şartı kendiliğinden indirebilme inisiyatifine sahiptir.
Ancak tacirler bakımından bu kuralın önemli bir istisnası bulunmaktadır. Keza TTK m. 22 uyarınca edimi borçlu yani cezai şart hükmünün gerçekleşmesine sebep olan taraf tacir sıfatını haiz ise öngörülen hâllerde aşırı cezai şart kararlaştırıldığı gerekçesiyle sözleşme cezasının indirilmesini talep edemez.
Bu düzenlemenin temelinde, tacirin ticari faaliyetlerini basiretli bir iş insanı gibi yürütme yükümlülüğü ve üstlendiği ticari riskleri öngörebilecek durumda olduğu kabulü bulunmaktadır. Bununla birlikte bu kural mutlak nitelikte olmayıp Yargıtay ve sair içtihatlarda, cezai şartın tacirin ekonomik varlığını ciddi biçimde tehlikeye düşürecek, ekonomik mahvına neden olacak veya ekonomik özgürlüğünü kabul edilemez ölçüde sınırlandıracak nitelikte olması hâlinde, cezai şartın tacirin ekonomik varlığı üzerindeki etkisinin somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sonuç
Cezai şart, ticari sözleşmeler bakımından yalnızca sözleşme ihlaline bağlanan bir yaptırım olmayıp aynı zamanda tarafları sözleşmeden doğan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmeye teşvik eden ve sözleşmesel risklerin önceden belirlenmesine imkân sağlayan önemli bir hukuki araçtır. Bununla birlikte, cezai şarttan beklenen hukuki korumanın sağlanabilmesi, ilgili hükmün sözleşmenin niteliğine ve tarafların iradesine uygun şekilde açık ve öngörülebilir olarak düzenlenmesine bağlıdır.
Özellikle tacirler arasında akdedilen sözleşmelerde sıklıkla başvurulan cezai şart hükümleri, sözleşmeden doğan edimlerin gereği gibi ifasını güvence altına alırken, olası sözleşme ihlallerinin sonuçlarının taraflarca önceden öngörülebilmesine de imkân sağlamaktadır. Bu nedenle, cezai şartın yalnızca miktarının belirlenmesiyle yetinilmemeli; hangi sözleşme ihlallerinde uygulanacağı, asıl edim ve tazminat talepleriyle ilişkisi, talep edilebilirlik koşulları ve sözleşmenin sona ermesi hâlindeki akıbeti de açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenlenmelidir.